Kaygı, insanoğlunun varoluşuyla birlikte taşıdığı en temel ve en doğal duygulardan biridir. Kaynağı tam olarak belirlenemeyen bir uyaranla karşılaşıldığında ortaya çıkar; bedensel, zihinsel ve duygusal birçok değişime yol açar. Üzüntü, endişe ve sıkıntı gibi duygularla birlikte yaşanan bu durum, aslında bireyin kendini koruma ve duruma uyum sağlama çabasının bir ürünüdür.
Sınav kaygısı ise kaygının özel ve daha yoğun yaşanan bir türüdür. Öğrenilen bilginin sınav ortamında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen, bireyin gerçek performansını ortaya koymasını zorlaştıran ve başarıyı düşüren yoğun bir gerilim hâli olarak tanımlanır. İnsanlar kimi zaman yalnızca belirli durumlarda kaygı yaşarken, kimi zaman da süreklilik gösteren bir kaygı hâli içinde olabilirler. Kaygının altında yatan nedenler kişiden kişiye değişir; kaygı hem bazı duygu ve davranışları tetikler hem de kendisi yeni duygu ve tepkilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Sınav Kaygısının Etkileri
Spielberger’e göre sınav kaygısı; bireyin formal bir sınav ya da değerlendirme sürecinde yaşadığı, gerçek performansını sergilemesini engelleyen; bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutları olan, gerginlik yaratan ve hoş olmayan bir duygu durumudur.
Sınav kaygısının iki temel boyutu vardır: bilişsel ve duyuşsal.
Bilişsel boyut (kuruntu), bireyin zihninden geçen olumsuz düşüncelerle ilgilidir. Kişinin kendine yönelik olumsuz değerlendirmeleri, başarısız olacağına dair inançları ve iç konuşmaları bu boyutta yer alır.
“Ya yapamazsam?”, “Ya başaramazsam?” gibi düşünceler; bireyin dikkatinin dağılmasına, bilgiyi kullanmakta zorlanmasına neden olur.
“Daldım, gittim”, “Kendimi veremiyorum”, “Okuduklarımı anlamıyorum”, “Zaten yeteneksizim” gibi iç sesler, yüksek sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin sıkça ifade ettiği kuruntu örnekleridir. Bu düşünceler, bireyin performansına zarar verir.
Duyuşsal (heyecansal) boyut ise kaygının fizyolojik yansımalarını içerir. Otonom sinir sisteminin uyarılmasıyla birlikte; kalp atışlarının hızlanması, terleme, üşüme, kızarma ya da solgunluk, mide bulantısı, sinirlilik ve yoğun gerginlik gibi bedensel belirtiler ortaya çıkabilir.
Herkes Sınav Kaygısı Yaşar mı?
Sınava giren her öğrenci belirli düzeyde kaygı yaşar. Bu son derece doğaldır. Ancak bazı öğrenciler için kaygı, performansı ciddi biçimde düşürecek kadar yoğun yaşanır.
Bazı öğrenciler sınavı bir fırsat olarak görür; bildiklerini gösterebilmek için bir şans olarak değerlendirir. Bazıları ise sınavı bir tehdit olarak algılar. Özellikle geçmişte başarısızlık deneyimi yaşayan öğrenciler, yeni sınavlarda başarısız olma korkusunu daha yoğun hissedebilirler.
Bu nedenle sınav kaygısı yaşayan öğrenciler, bilgi düzeyleri yeterli olsa bile, kaygısını yönetebilen akranlarına göre sınav sürecinde daha fazla yıpranırlar.
Sınav Kaygısı Kontrol Edilebilir mi?
Evet. Ancak bunun için duygularla mantığı birbirine karıştırmamak gerekir.
Önce durup düşünmek önemlidir: “Neden kaygılıyım? Beni endişelendiren gerçek sebep ne?”
Olumsuz düşünceler ve endişeler yıpratıcıdır; fakat her endişe verici düşüncenin karşısına konabilecek mantıklı ve yapıcı bir alternatif mutlaka vardır. Zihinden geçen her olumsuz duygu, bilinçli bir çabayla daha işlevsel bir düşünceyle değiştirilebilir.
Örneğin:
“Bu sınav için yeterince çalışamadım.” düşüncesi yerine,
“Çalışmak için hâlâ zamanım var. Zamanı daha verimli kullanabilmek için sağlam bir çalışma programı hazırlamalıyım.” demek; kaygıyı azaltır ve bireyi harekete geçirir.
Kaygı, doğru yönetildiğinde bireyi motive eden bir güce dönüşebilir. Önemli olan, kaygının kontrolü ele geçirmesine izin vermek değil; onu doğru yönde kullanabilmektir.
